İSMAİL HANİYE’NİN ŞEHADETİ, MAHMUT ABBAS VE ORTADOĞUDA DEĞİŞEN DENGELER
İSMAİL HANİYE’NİN ŞEHADETİ, MAHMUT ABBAS VE ORTADOĞUDA DEĞİŞEN DENGELER
Terör devleti İsrail’in, İslami Direniş Örgütü HAMAS’ın, Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’ye karşı 31 Temmuz da düzenlediği, Uluslararası Hukuk ve Angajman Kurallarına aykırı suikastı, İran İslam Cumhuriyeti’nin, Batı Dünyası ABD ile sorunlu olan ilişkilerini düzeltme yönündeki çabasını baltalamıştır.
Bu durum, aynı zamanda İran’ın, İç Politikasını da menfi yönde etkilemiştir. Velayeti Fakih Rejiminin temsilcisi olan, Seyit Ali Hamaney’e yakınlığı ile bilinen, İran’ın muhafazakar Cumhurbaşkanı adayı Said Celili’ye rağmen, reformist bir siyasetçi olan Mesut Pezeşkiyan’ın, İran’ın 9. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi, Batılı medya kuruluşları, İran İç Kamuoyu ve İran Devrim Muhafızlarının da tercihleri arasında yer almıştı.
Esasen, Velayet- i Fakih Rejiminin temsilcisi olmasına rağmen bu husus, Ayetullah Seyit Ali Hamaney’i bile kısmi ve zımni anlamda memnun etmişti, her ne kadar Ali Hamaney, görünüşte Said Celili’ye yakınlık göstermiş ise de, İran’ın, Batı Dünyasından izolasyonunu kaldıracak ve İç Kamuoyunu rahatlatacak reformist Siyasetçi olan Pezeşkiyan’ın, seçilmesi dini lideri de rahatlatmıştır. Pezeşkiyan’ın seçilmesi, aynı zamanda İran Ordusu tarafından da desteklenmiştir. Oysa daha önceki Cumhurbaşkanları, İran ordusu ile çok yakın ilişkileri olan ve oldukça radikal görüşlere sahip şahsiyetlerdi.
İran’da değişim o kadar hızlı bir süreç takip etti ki, dengeleri değiştirerek, radikal görüş sahiplerini Cumhurbaşkanı yapan, Velayeti Fakih Rejiminin muhafızı olan İran Ordusu, bu kez, Batılı Ülkeler ve ABD ile Siyasi, Ekonomik ve Diplomatik ilişkilerin düzelmesi ve izolasyonun ortadan kaldırılması için Reformist Cumhurbaşkanı adayı Mesut Pezeşkiyan’ın destekleyip seçilmesini sağlamakla, radikal görüşlerinden rücu ettiklerinin bir ifadesidir. Siyasi anlamda da doğru bir tercihtir.
Zira değişim, İnsanın, Doğanın ve olayların özünde mevcuttur. Keza Yaradan’ın Yaradılış iradesinin mütemmim cüz’ü dür. Dinamik bir özellik arz eden değişim, İnsanın, Doğanın ve olayların olmazsa olmazıdır. Bu nedenle, Velayet’i Fakih Rejiminin uzun yıllardan beri devam etmesi; gittikçe etkisini arttırması ve direnmesi, değişimin evrensel kurallarına aykırıdır. Rejimin bunu anlaması gerekir ki, İran Ordusunun desteklediği Pezeşkiyan’ın, Cumhurbaşkanı olarak seçilmesinin sağlanması bunun en bariz örneğidir.
Ancak İran rejiminin, batılı Ülkeler, ABD ve diğer Ülkelerle sağlıklı ilişkiler kurması İsrail’in Siyonist ve Arz – ı mev’ud megalo İdealine uygun düşmediği için, İran Rejiminin sert kurallarla devamının sağlanmasını icbar etmiştir. Bu durum, Toplumsal değişim isteyen İran Halklarının çoğunluğunun tepkisinin artmasına, muhalefet cephesinin genişlemesine; ayrıca, İran’ın Ekonomik yaptırımlara maruz kalmasına sebebiyet vermiştir. Bunun dışında İran’ın, Batı Dünyası ve ABD ile ilişkilerinin tesisine engel olmasını; lehine de bu Ülkelerin yardımlarının sağlanmasını garantilemiştir.
Yukarıda beyan ettiğimiz gibi, İran Devrim Muhafızları dahi, İran’ı Velayeti Fakih Rejiminin etkisinden uzaklaştırmak amacıyla, Reformist Mesud Pezeşkiyan’ı Cumhurbaşkanı makamına taşınmasında, etkin bir rol oynamışlardır. Zira her vesayet aparatı, onu kullanan Ülkenin ekonomisi için ciddi bir yük oluşturduğu gibi, iç ve dış politikası açısından da belirleyici ancak menfi bir rol oynadığı göz ardı edilmemelidir.
Terör Devleti İsrail’in, Uluslararası Hukuk ve angajman kurallarını ihlal ederek, Cumhurbaşkanı’nın Tebrikat merasiminde ve İran topraklarında, mülki Hukuku da çiğneyerek, İsmail Haniye’ye yönelik suikastı, Gazze de savaşan Hamas Mücahitlerinin, Savaş motivasyonunun kırılmasından ziyade, İran’ın, İsrail’in müttefiki olan Batılı Ülkeler ve ABD ile diplomatik ilişkilerini düzeltmeyi ve İran’ın toplumsal reformlarının icrasını engellemeye yönelik olduğu, son derece açıktır.
Bir diğer husus da, İran’ın, vesayet Savaşlarını sürdürdüğü, Haşdi Şa’bi, Yemendeki Husi’ler, Lübnan ve Suriye’deki Hizbullah Örgütleri ile ilişkilerini sonlandıracağı yada asgari düzeye indirgeyeceği bir sürece girdiği halde, suikastla, İran’ın bu vesayet aparatları ile ilişkilerini tekrar canlı tutmaya zorladı ve bu durum, Uluslararası Hukuk ve Diplomatik Teamül açısından, İran’ı, ilişkilerini düzelteceği bir Ülke konumundan, Dünya Kamuoyu nezdinde, şiddetle uzaklaştırmaya çalışmıştır.
İsrail’in amacı, İran İslam Devletini, Batılı Ülkeler, ABD ve Dünya kamuoyu karşısında, yasadışı yapılanmalarla irtibatlı bir Ülke olduğunun tescili ile sözde yasal bir devlet olan İsrail’e karşı bu aparatları destekleyen, bir devlet konumuna düşürmeyi sürdürmekle beraber, ABD ‘nin ve diğer gelişmiş Batılı Devletlerin karşısında, katliamların icrasında haklı olduğunu ve bu Ülkelerin yardımından yararlanmak amacını güttüğü gözden kaçırılmamalıdır.
Terör Devleti İsrail’in, onu destekleyen ABD ve Batılı Ülkeler ile Birleşmiş Milletlerin iki Devletli Çözüm önerilerine kulak asmadan, Ortadoğuda savaşı sürdürmek istemesi, barış ile elde edemediği ve edemeyeceği “vadedilen topraklar “idealini, ancak savaş sonucu, hatta genişletilmiş bölgesel veya küresel bir savaşla elde edeceği nedenine dayanmaktadır.
Suikastlar sivillere yönelik Hukuk dışı bombalama eylemleri ve soykırıma varan katliamlar nazara alındığında; esasen İsrail’in yasal bir devlet olmadığı; tamamen bir Terör Devleti olduğunun bariz bir delilidir. Zira her Devletin, mülki bir hukuku, bir de uymakla yükümlü olduğu, Uluslararası bir Hukuku bulunmaktadır. Bu Hukuk kurallarına savaş da dahi tarafların uymakla yükümlü oldukları bir durumdur.
Ülkemizin de bölgesel ilişkilerde, Ortadoğu’nun gerilim sarmalı içinde yer aldığı; Defacto bir durumdur kaldı ki; Ülkemizin, Hamas ve diğer Bölgesel aktörlerle olan Siyasi ve Diplomatik ilişkileri,Haniye’nin suikastından sonra etkileneceği/etkilendiği tereddütsüzdür. Suikast nedeniyle, İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimin arttığı inkar edilmez bir gerçektir. Bu gerilim, Batılı Ülkelerin de Türkiye’ye karşı tepkisine sebebiyet vereceği unutulmamalıdır. Buna karşılık Türkiye’nin de bölgede güçlü Ülke olması faktöründen hareketle, Türkiye deki Müslüman kamuoyu ile Türkiye dışındaki Müslüman kamuoyunun Hamas’a olan sempatisi de gözetildiğinde Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hükümet üzerinde bir baskı oluşturacağı kuşkusuzdur.
Ortadoğu da ki gerilim Türkiye’nin güvenlik sorununu da gündeme getirecektir. Terör tehditleri ve sınır güvenliği konusunda hassas bir sürece de girdiğimiz de göz ardı edilmemesi gerektiği kanaatindeyiz. İran topraklarında gerçekleşen İsmail Haniye’ ye yönelik terör eyleminden sonra Ortadoğu da dengelerin değiştiği ve hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı unutulmaması gerekir.
Bu nedenle ABD Dış İşleri Bakanı ve Terör Devleti İsrail’in hem Devlet hem de bireysel anlamda destekçisi Antony Blinken, Haniye’nin öldürülmesinin bölgedeki etkisi üzerinde spekülasyon yapılmaması gerektiğinin altını çizerken; asıl amacının suikastın etkisini asgariye indirgemeye yönelik olduğundan kuşku bulunmamaktadır.
III.
Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Mahmut Abbas’ın Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşma yapmasının sağlanması Terör Devleti İsrail ve onun katil Başbakanı Netenyahu’nun ABD kongresinde konuşmasına müsaade edilmesi; Gazzede Soykırıma yönelik cinayet eylemlerini anlatırken Kongre üyelerince ayakta alkışlanmasının karşılığı olarak, Gazi Meclisimizde konuşturulmuştur.
Mahmut Abbas için her ne kadar Filistin Devlet Başkanı deniliyor ise de esasen İsrail’in Batı Şeriadaki sömürge Valisinden başka bir statüye sahip olmadığı düşünülmektedir. Mahmut Abbas’ın TBMM de ki konuşmasında İsrail karşıtı bazı söylemlerde bulunmuş ise de, mutemet bir şahsiyet olması nedeniyle, İsrail açısından bir beis bulunmamaktadır.
Terör devleti İsrail’in 07 Ekim’den bu yana Gazze de yaptığı vahşet sürecinde arkadaşları ile Gazzeye gitmeyen Abbas’ın, bunca yaralı hariç olmak üzere, 40 bin Filistinlinin Gazzede katlinden sonra gideceğini söylemesi Dünya Müslümanları ve Gazzeli Müslümanlar açısından pek de bir kıymet ifade etmediği kanaatini taşımaktayız. Ülkemiz açısından Uluslararası hukuk, Devlet teamülü ve Diplomasi yönünden herhangi bir engel olmasaydı Netenyahu’nun ABD kongresindeki konuşmasına mukabil, Hamas yetkililerinden birinin konuşturulması, mütekabiliyet esasına daha uygun düşecekti, ancak yukarıda beyan ettiğimiz ve devletlerin uymakla mükellef olduğu kurallar, buna müsaade etmediğinden Mahmut Abbas’ın konuşturulması ile yetinilmiştir. Görünen o ki Ortadoğu da dengeler değişmeye devam edecektir. 17.08.2024
Av. Zeki UÇAR
Yeni Yüzyıl Partisi ve Osmanlı Teşkilatı Genel Başkan Vekili
Parti Sözcüsü ve Yüksek İstişare Kurulu Başkanı